Yeni Medyanın Yıkıcı Gücü

Hans Magnus Enzersberger, elli yıl önce, gelenekten günümüze doğru yön alan yeni medyanın, düşünceye değil eyleme yönelik olduğunu yazmıştır.

1. James Madison’ın 19. yüzyıldan günümüze aktardığı uyarı, ‘bilgi kaynaklarının olmayışının bir komedinin ya da trajedinin, belki de ikisinin birden önsözü olacağıydı’. Günümüzde enformasyon bombardımanına tutulan bireylerin bilgi kaynaklarına ulaşmasından daha farklı sorunları olduğu görülüyor. Huxley’in öngörülerini hatırlarsak, ‘Orwellyan’ kehanetler geride kalmıştı. Korkulması gerekenler, bilgiyi yasaklayacak olanlar değil; bizi pasifliğe ve egoizme sürükleyecek kadar enformasyon yağmuruna tutacak olanlardı. Düşünce yitilerimizi pasifleştiren teknoloji, öte yandan yıkıcı ya da tahrip edici bir güce sahip olabilir mi? Bu yazı, Enzensberger’in tarihin derinliklerinden sunduğu ‘medya kuramının bileşenleri’ savı üzerine kurgulanarak, yeni medyanın ‘olağan şüpheli’ konvansiyonel medyaya karşı tahrip edici gücü olup olmayacağını Postman, Huxley, Orwell, Brecht, Benjamin, Arendt gibi düşünürlerin görüşleri eşliğinde sorgulayacaktır.

2. Arendt’in Antik Yunan’a referansla ele aldığı kamusal alan, insanın eylemlerde bulunduğu ve söz söylediği, bununla birlikte, eylemlerinin ve sözlerinin hesabını verebildiği yerdir. Geleneksel ve yeni medya, Antik Yunan kamusal alanı ‘Agora’ ile özdeşletirilebilir mi? ‘Özgür’ yurttaşların oyun alanı olan Antik Agora, özgürleşmemiş kadınlar, köleler ve yabancılar dışlanmıştı. Kitle endüstrisinin iletişim ‘medium’ları, retorik üzerine kurgulanan Agora modeli ile paralellik taşırlar. Enzensberger’in düşüncesi, kitle iletişim araçlarının herkese açık bir alan taşımadığını taşır: “Basın özgürlüğü ve fikir özgürlüğü mücadelesi, şimdiye kadar, esasen burjuvazinin kendi içinde bir argüman olmuştur; kitleler için, fikirleri ifade etme özgürlüğü bir kurguydu çünkü en başından beri üretim araçlarından – her şeyden önce basından – yasaklandılar ve bu nedenle en başından ifade özgürlüğüne katılamadılar”.

3. Enzensberger, Orwell’cı fantazyanın merkezi bir noktada total bir kontrol kurma olanağına karşı ortaya koyduğu düşüncelerin medyaya tek yönlü ve modası geçmiş bir bakış açısı sunduğunu ifade etmektedir. Böyle bir sistemin merkezi bir noktada tam kontrol olasılığı geleceğe değil, geçmişe aittir. Sistem teorisinin yardımıyla, burjuva biliminin bir parçası olan bir disiplin, belirli bir kritik boyutu aştığı ölçüde, artık merkezi olarak kontrol edilemez, sadece istatistiksel olarak ele alınabilir.

4. Elektronik medyanın gelişmesiyle, bilinci şekillendiren ve biçimlendiren endüstri, geç sanayi çağındaki toplumların sosyal ve ekonomik gelişimi için can damarı haline gelmeyi sürdürmektedir. Bu endüstri, üretimin diğer tüm sektörlerine sızar, gittikçe daha fazla yönlendirme ve kontrol fonksiyonlarını devralır; böylece hâkim teknolojinin standardını belirler. Tekelci kapitalizm, bilinci şekillendiren endüstriyi diğer üretim sektörlerinden daha hızlı ve daha kapsamlı bir şekilde geliştirir; aynı zamanda yıkıcı da olabilir. Bu ancak, Brecht’in de öne sürdüğü gibi, yeni üretici güçlerin doğasında olan özgürleştirici potansiyeli serbest bırakarak aşılabilir. Elektronik medyanın açık sırrı, taşıdığı etkin faktörü harekete geçirme gücüdür.

5. “Radyo, bir dağıtım aracından bir iletişim aracına yön değiştirmelidir. Radyo, sadece iletmekle kalmayıp dinleyicinin konuşmasına ve temasa geçmesine izin verebilseydi kamusal yaşamda akla gelebilecek en harika iletişim aracı, devasa bağlantılı bir sistemi olurdu” (Bertolt Brecht: Theory of Radio).

6. Tarihte ilk kez medya, pratik araçları kitlelerin elinde olan sosyal ve sosyalleştirilmiş üretken bir sürece kitlesel katılımı mümkün kılmaktadır. Bunların bu şekilde kullanımı, şimdiye kadar adı hak etmeyen iletişim araçlarını kendi haline getirecektir. Enzersberger, elli yıl önce, gelenekten günümüze doğru yön alan yeni medyanın, düşünceye değil eyleme yönelik olduğunu yazmıştır. Hatırlanacağı ve düşünüleceği üzere, medya, bir araya getirilip müzayede edilebilecek hiçbir nesne üretmeyerek “fikri mülkiyeti” tamamen ortadan kaldırır ve “mirası”, yani maddi olmayan sermayenin sınıfsal dolaşımını yok eder. Kitle iletişim araçlarını bir tüketim aygıtı olarak görme yanılsaması, tarihin derinliklerinden entelektüellerce yapılmış bir uyarıdır. Enzersberger’cı düşünce, yeni medya araçlarının yapısal doğalarının yakın bir sonucu da bugün iktidarda bulunan rejimlerden hiçbirinin bu araçların potansiyellerini özgür kılamamalarını savunur. Bunun nedeni olarak böyle düşünme, araç olarak, yapılarının kolektif olduğu düşünülen bu medyanın ancak özgür bir toplumda verimli olacağını öne sürer.

7. “İletişim ağları üzerinden akan enformasyon, verili ilişkileri meşrulaştırdığı ve insanları bu ilişkilerin içerisinde tutmaya hizmet ettiği kadar, insanlığın daha ileri bir toplumsal ilişkiler sistemine geçmesini sağlamaya hizmet etme potansiyeli taşımaktadır” (Başaran, 2016). Nasıl ki Osmanlı’da emperyalizmin denetim aracı olarak kullanılan telgraf, Anadolu hareketinin ‘telgraf stratejisiyle’ birlikte Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına yardımcı olmuşsa (Başaran, 2016: 111-123), yeni iletişim teknolojileri de yaratıcılarının amacı dışında kullanılabilir (Ek: Yeni medyanın sonsuz sömürüyü yücelterek emeği dijital ve karşılıksız bırakma hali ile bireyin verilere dönüşümü paradoksal bir şekilde dijital yaşamın farklı bir yönüdür).

8. Enzensberger, kitle iletişim aygıtları üzerine sol bakışlı düşünceye karşı çıkarak, yeni iletişim araçlarının potansiyeline dikkat çekmektedir. Ona göre, bu araçların burjuva entelijensiyasının kültürel tekelini sona erdirecek yapısı vardır. Benzer şekilde, Kellner (1995), yeni iletişim teknolojilerinin çağdaş, yüksek-teknolojik toplumlarda demokratikleşmenin yaratılmasında, kamusal alanın dönüşümünde ve genişlemesinde önemli bir rol oynadığını belirtir. Brecht ve Benjamin’in sinema ve radyo gibi, o zamanın yeni iletişim teknolojilerinde gördükleri eleştirel ve dönüştürücü potansiyel, bugün internet teknolojisi için yeniden düşünülebilir (aktaran Timisi, 2003: 27).

9. “İşlevsel dönüştürme” [Umfonktionierung] mefhumu, Brecht tarafından teorileştirilmiştir. Bu kavram, üretim alet ve biçimlerinin ilerici ve dönüştürücü yönüne odaklanır. Araçlar, entelektüellerce özgürleştirilmeli ve dönüştürülmelidir. Benjamin ise üretim aygıtını donatmak ve onu değiştirmek hakkındaki belirgin farka dikkat çekerek bu donanımın kalemşorlar tarafından yapıldığında burjuva üretim ve yayın aygıtının hâkim sınıfların elinden çekip alınamayacağını hatırlatır. Ona göre, Brecht’in epik tiyatrosu ya da tekniğiyle kitap kapağını politik bir araç haline dönüştürmüş Dadaist sanatçı John Heartfield’in çalışmaları, eserlerin kutulanmış metalar olarak pazarlanmasının önüne geçer; üretici olarak yazar, entelektüel üretim araçlarının değişikliğe ve dönüşüme yol açan teknik ilerlemeleri izleyerek kendi üretim araçlarını geliştirebilir.

10. “Burjuva gazetelerini okuyanlar kör ve sağır olur: Sizi aptallaştıran sargıları çıkarın kafanızdan” –Wer Bürgerblätter liest wird blind und taub. Weg mit den Verdummungsbandagen (John Heartfield,  1930; AIZ, vol. 9, no. 6, s. 102-103).


Kaynakça

Avcı, Artun (2008). “Türkiye’de Kamusal Alan ve Televizyon: Vatandaş Televizyonundan Tüketici Televizyonuna Dönüşüm Süreci”. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi.

Başaran, Funda; Geray, Haluk (2016). İletişim Ağlarının Ekonomisi: Telekomünikasyon, Kitle İletişimi, Yazılım ve İnternet. Ankara: Ütopya Yayınevi.

Benjamin, Walter (1984). Brecht’i Anlamak (Çev. Haluk Barışcan, Güven Işısağ). İstanbul: Metis Yayıncılık.

Enzensberger, Hans Magnus (1970). “Constituents of a Theory of the Media”, New Left Review,no. 64, pp. 13-36.

Timisi, Nilüfer (2003). Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

CategoriesMedya Teknoloji

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.