Statükoya karşı başkaldırı: Punk!

Punk kültürü, 1970’lerle başlayan süreçte mevcut sanatsal ve toplumsal eğilimlerden gerçek anlamda keskin bir kopuşa gelmekteydi.

Bahse girerim ki siz bizden, bizim sizden nefret ettiğimiz kadar nefret etmiyorsunuz” diye haykırıyordu Johnny Rotten, bir Pistols konserinde (Laing, 2002). İngiliz punk rock’ı ve Amerikan punk etiği etki altına aldığı diğer ülkelerde olduğu gibi özgün bir paralelde buluşur: Popüler müzikte beliren statükoya karşı düşmanca tavır. Sistematik olarak, müzik sahnesindeki merkeziyetçiliğe karşı alınan tavır, egemen müzik endüstrisine güvenmeyi reddederken, “kendi-yapı” (DIY) olarak sanatsal ürünleri de beraberinde getiriyor. Otorite karşısında var olana hırıldayan bir sosyal hareket olarak Punk etiğinin ortaya koyduğu bu tavır, otuz yılı aşkın bir süredir dikkatleri üstüne toplamaya devam etmektedir.

Punk üzerine çeşitli çalışmaların derlendiği başat kaynaklar, ilgilileri tarafından yıllardır alt kültür mecralarında tüketilmeyi sürdürüyor. Ama yine de akademik bir şekilde var olan sanatçı, gazeteci, akademisyen ya da daha geniş kültürel perspektifler için hazırlanmakta olan hakemli dergi “Punk & Post-Punk”, üstlendiği misyonuyla şaşırtıcıdır. Punk fenomenini, interdisipliner araştırma alanının kalbine koymayı hedefleyen bu dergi, eleştirel teoriler bağlamında yayın yapıyor.

Punk’ı, estetikle buluşturan yayın “Punk: Bir Estetik”, kitabı ise Johan Kugelberg ve Jon Savage tarafından hazırlandı. Ele alınacak diğer kitap ise Russ Bestley ve Alex Ogg tarafından oluşturulan “Punk Sanatı”dır. Bestley, Londra’da doktora çalışmalarını Punk Rock ve Grafik Tasarımı üzerine yürütmüştür. “Punk & Post-Punk” dergisinin editörlüğünü yapan Odd ise önde gelen punk tasarımcılarının çalışmaları ile radikal görsel dilin ortaya çıkışı arasındaki ilişkiyi sorgulamaktadır. Savage ve Kugelberg’in sergi tanıtımlarında işaret ettiği gibi, ‘punk’ın öncüleri ve varsayımsal etkileri arasında Dadaist kolajı, Situasyonist Enternasyonal, posta sanat hareketi, kültür karşıtı protesto grafikleri ve 1960’lı yeraltı basını yer alıyor.

Abbie Hoffman’ın kitabına “Steal This Book” adını vererek tüketim toplumuna direniş estetiği geliştirmesi, fanzinlerin de benzer iletilerle “Gutenberg Galaksisi”ne kimi mesajlar içermesinin iktidara karşı sessiz kavrayışlar üretmesi düşüncesini desteklemektedir. Punk akımına ait yayınlar okur kitlesine müzisyenlerin ve hayran kitlelerinin düşüncelerini inceleme şansı sunar. İlk kopyalarının edinmeleri hayli zor gözüken fanzinler, sansürsüz anlatımlarıyla sunulan açık mektuplardır. “Fanzin” terimi, başlangıçta bilimkurgu ağırlıklı ve eleştirmenlerden çok fanların yazdığı dergilerden alınma bir terimdir (Laing, 2012: 43). “Sniffin’ Glue”, düşük kaliteli bir yayın anlayışında ısrar ederek punk estetiği ideallerine bağlı kalan bir fanzindir. Yayın, fotoğraf ve illüstrasyonlarda, kâğıdın kalitesinde, zımbalanışında belirli bir estetik çerçeveye sahip İngiliz punk fanzinlerine tipik bir örnek olma özelliği taşır. Ocak 1976 ile Ağustos 1979 arasında yayın yapan “Punk” adlı fanzin, New York’taki Görsel Sanatlar Okulu’nda öğrenci olan 22 yaşındaki John Holmstorm tarafından hazırlanıyordu. Holmstorm, bir söyleşide Punk’ı çıkarmaya başlamasını şöyle anlatır:

 “İlk başta hiçbir yere bağlı olmadan çalışan bir karikatürist olmak peşindeydim, ama başaramadım ve beş parasız kaldım. Hep kendi dergimi çıkarmak istemişimdir. Liseden arkadaşlarım olan (Eddy) “Legs” McNeil ve Ged Dunne’a rastladım. Bir dergi çıkarma fikrine sıcak baktılar; paralarımızı birleştirdik, yaklaşık 3000 dolar renkleştirip dergi işine girdik” (Young, 1999: 84).

1 Ocak 1976’da okuru ile buluşan “Punk”; içerik ve grafik tasarım açısından daha sonra çıkacak dergilerin tarzına bir örnek oluşturmuştur. Bir fanzin olarak “Punk”, orta sınıfa uygun olamayacak içerikle nonkonformist bir dile sahiptir. Punk fanzini, T. H. Young’a göre, 1950’lerde doğmuş orta sınıf Amerikan gençliğinin paylaştığı yaşam tarzlarının ve deneyimlerinin bir parodisiydi. Fanzin, kamuoyuna saldırı olarak kabul edilen konu sınıflarını sert bir dille sayfalarına taşıyordu. İlk sayısı üç bin adet basılan “Punk” sadece New York’ta dağıtılırken 1979’daki son sayısında dünya çapında ilk sayısına oranla on kat daha fazla dağıtılan bir dergi haline dönüşmüştür. Kendine özgü grafik tasarımına sahip olan fanzin, oluşturduğu estetikle beraber punk etiğine yazılı bir icra boyutu eklemiştir (Lewis, 1986).

Her toplumsal çevrenin kendine ait kodlanmış bir estetiği vardır; bu estetik hem topluluğu üretir hem de kendisine aşina olmayanları dışlar (Thompson, 2018: 136). Estetiği bir mekân boyutunda sunan CBGB, punk tavrı çerçevesinde üretim yapan müzisyenlere ev sahipliği yapan Manhattan’ın East Village olarak bilinen bölümünde konuşlanan küçük bir rock mekânıdır. Müzik tarzları genel kuralların dışında kalan adı duyulmamış New York menşeili grupları misafirleriyle buluşturmuştur. James Wolcott, 1975’te Village Voice’da şöyle yazıyordu: “Eliot’u anarsak, geçmişle bağını koparmak istemeyen bir rockçı, ‘yalnızca kendi kuşağını kemiklerinde hissederek değil’, aynı zamanda pop kültürünün tamamının ‘eşzamanlı bir düzen’ gösterdiğinin bilinciyle çalmalıdır.” Bu nedenle, estetize edilmiş bir alternatif müzik ortamı olan CBGB, kendi kuşağına özgü bir müzik tarzında yeni yaklaşımların peşine düşmekteydi.

924 Gilman Caddesi’nde bulunan, kâr amacı gütmeyen genellikle hayranları tarafından “Gilman” olarak adlandırılan müzik kulübü ise 30 yılı aşkın süredir, müziği bir meta olarak fetişist karakterinin doğasından uzak tutarak estetize etmeyi sürdürüyor. Berkeley’deki mekân, yıllar boyunca Bay Area punk rock sahnesine katılan birçok çocuk ve yetişkin için kutsal bir alandır. Aslında, Gilman, yerel ve bağımsız sanatçıları destekleme konusundaki kararlılıklarını vurgulayarak, büyük etiketli grupların kulüplerinde performans sergilemelerine izin vermeyerek, punk etiğinin göz ardı edilerek gösterinin merkezi haline getirildiği büyük şirketlerden arındırılmış bir ortam sunar. Oradaki insanların büyük kısmı, her köşesi sanat eseri ile dolu kılık değiştirmeyen bu tesise gerçek aidiyet hissi aramaya giderler. Kulübün kurucularından Yohannan’ın “Punk etiğinde önemli olanın bağımsız olmak ve ilişki ağlarında iktidar ya da şirket gibi kurumlardan uzak durulmasıdır” sözleri bu felsefenin temel mekanizmasını ortaya koymaktadır (aktaran: Thompson, 2018).

Punk kültürü, 1970’lerle başlayan süreçte mevcut sanatsal ve toplumsal eğilimlerden gerçek anlamda keskin bir kopuşa gelmekteydi. Dahası, bütün kuralları yıkarak kendinden önceki tüm estetik eğilimlere ve davranış biçimlerine savaş açmıştır. Her ne kadar ‘punk’ın “gelecek yok” sloganının tersine, giderek romantikleşerek – Baudrillard’ın deyimiyle “tüketim toplumu”na yenik düştüğü yorumları kolayca yapılabilse de, cüretkâr sanatsal eylemleri ile alışılmış icra tarzlarını daha keskin bir şekilde yeniden inşa edebileceği hiç şaşırtıcı değildir. Ne de olsa, Young’ın hatırlattığı üzere, “punk, kendini öncelikli sanatçı olarak değil, ‘canı sıkılan ve eğlence arayan işçi sınıfından gençler’ olarak tanımlayan kişilerce öne sürülmüştür.

Kaynakça

Laing, Dave (2002). Tek Akorlu Mucizeler: Punk Rock’ın Anlamı ve Gücü, Altıkırkbeş Yayınları, Çev. Nigar Özlem.

Thompson, Nato (2018). İktidarı Görmek, Koç Üniversitesi Yayınları, Çev. Erden Kosova.

Young, Tricia Henry (1999). Punk – Bir Altkültürün Oluşumu, Dost Yayınları, Çev. Hira Doğrul

Manifold.Press sitesinde yayınlanmıştır.

CategoriesMüzik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.