Tüketim kültürüne karşı kişisel bir deneyim: Eraserhead

“Sinemayı yapan biz değiliz, bize kötü bir film gibi görünen dünyadır.” (Gilles Deleuze, Cinema 2: The Time Image, 2009: 166) Gerçeküstücülük kıskacında başkaldırmanın estetize edilmesi ve bilinçdışının hazzını sinema sanatı ile buluşturan Luis Buñuel, David Lynch‘i etkileyen en büyük yönetmenlerdendir. Lynch’in uzun metrajlı ilk film denemesi Eraserhead (1977), Buñuel’den izler […]

okumaya devam et

Dogma Kıskacında Danimarka Ruhunun Yeniden Keşfi

İngiliz film eleştirmeni Mark Kermode’un çığlıkları sinema salonunda yankılanır: “Bu ne menem bir şey!”[1] 1998 yılı. Eleştirmen Mark Kermode o yılki Cannes Film Festivali yerine Lars Von Trier‘in sallanan kamera eşliğinde yaşadıkları topluma karşı köktenci bir tavır alan bir grup arkadaşın çılgın partilerini ele alan “Gerizekâlılar (Idioterne, 1998)” filminin çalışmalarına […]

okumaya devam et

Kültür ve teknoloji paradoksu: Âşık direniş savaşçısından alegorik öğütler

“Teknopoli tapınağı”nın birer dijital müritleri haline geldiğimiz şu günlerde ibadet ettiğimiz şey ise teknolojidir. Bu yargıyı zamanın ötesinden seslendiren Postman, çığır açan eserinde kültürün teknolojiye karşı teslim oluşunu dinamik bir şekilde sunar. Teknopoli, insanlığın ilk başından bu yana gelişen kültürel boyutunun ayrıntılı bir tür vaka incelemesidir. Kültürel teslim oluşu sanatsal […]

okumaya devam et

Gözetim altında direnişin estetize edilmesi

İnsanoğlu, bir yandan “gözetimin” kıskacında olurken bir yandan da ilginç eğilimlerle gözetim karşıtı taktiklere başvuruyor. Günümüzde yüz tanıma yazılımlarının gelişimi ile beraber gizlilik ve algı konuları tartışmaya açılmaktadır. Berlin menşeili bir Amerikan tasarımcı olan Adam Harvey, insan vizyonundan ziyade bilgisayara yönelik yeni bir kamuflaj giyim tarzı oluşturmak için çokuluslu multimedya […]

okumaya devam et

Statükoya karşı başkaldırı: Punk!

“Bahse girerim ki siz bizden, bizim sizden nefret ettiğimiz kadar nefret etmiyorsunuz” diye haykırıyordu Johnny Rotten, bir Pistols konserinde (Laing, 2002). İngiliz punk rock’ı ve Amerikan punk etiği etki altına aldığı diğer ülkelerde olduğu gibi özgün bir paralelde buluşur: Popüler müzikte beliren statükoya karşı düşmanca tavır. Sistematik olarak, müzik sahnesindeki merkeziyetçiliğe karşı alınan tavır, egemen müzik endüstrisine güvenmeyi reddederken, “kendi-yapı” (DIY) olarak sanatsal ürünleri de beraberinde getiriyor. Otorite karşısında var olana hırıldayan bir sosyal hareket olarak Punk etiğinin ortaya koyduğu bu tavır, otuz yılı aşkın bir süredir dikkatleri üstüne toplamaya devam etmektedir.

okumaya devam et

Çevrimiçi gözetim: Kamusallaşan özel konuşmalar

Darroch sızıntısı[1] ile gündeme gelen çevrimiçi gözetim, bir iletişimin gizli tutulmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Sosyal medya çağında gizliliğimizi nasıl yeniden kazanabiliriz? Mark Twain’in ünlü cümlesi “Hiç kimse izlemiyormuş gibi dans et!” ifadesine, Amerikalı gazeteci Olivia Nuzzi, 2014 yılında bir yazısında bir ekleme yapmıştı: “Bir gün sesli bir şekilde okunabileceğini düşünerek e-posta gönderin.”

okumaya devam et