İfadeye yeni bir yönelim: Prekarya Dijital Dergi

Prekarya, kişisel bir dijital dergi olmanın yanı sıra yarı-akademik yazılarla çeşitli düzeydeki çalışmalara kaynak olması hedeflenen bir yayındır.

“İletişim Tasarımı ve Medya Çalışmaları” ekseninde kişisel bir dergi “Prekarya”. Dijital bağlamda hazırlanan dergi, prekarya.com internet sitesinde dolaşıma girdi. Ampirik, etnografik ya da çeşitli düzeydeki çalışmalara kaynak olması amacıyla İletişim Bilimleri doktora çalışmaları yürüten Hüseyin Serbes tarafından hazırlanan dijital dergi, ismini Guy Standing’in aynı isimli kitabından alıyor. Üç aylık periyodlarla, kişisel bir şekilde hazırlanacak derginin ilk sayısı “Modernizmin Gözetimi” temasıyla okuyucularını bekliyor.

Yazının kendisi gibi, araç da (medium) ifadeye yeni bir yönelim kazandırır. McLuhan’ın bu aforizmasından yola çıkarak, medya-metaforlarımız dünyaya yeni bir çerçeve çizerler. Bu çerçevede, Guy Standing’e atıfla[1], toplumsal gerçekliğin çarpıcı bir yüzü olarak modern bireyin yeni sınıfı “Prekarya” ismindeki bu çalışma, “Gözetim” — (Surveillance)” temasıyla okuruna kavuşuyor. Cassirer’in yazdığı gibi, kendi kendimizle yazı metaforuyla konuşmaktayız. Standing, “The Precariat – The New Dangerous Class” kitabında, 1970’li yıllarda ideolojik olarak koşullanmış bir kısım iktisatçının siyasetçilerin zihinlerini ele geçirmesiyle neoliberal bir model öne sürdüklerini yazar. Bu model, ülkelerin emek piyasasındaki esnekliğin artırılması sonucu, herhangi bir istikrara sahip olmayan ve bütün dünyaya yayılmış milyonlarca kişiyi barındıran küresel bir sınıfı, “prekarya”yı, ortaya çıkarmıştır (Standing, 2014).

“İnsanlar babalarından çok, yaşadıkları zamana benzerler”[2]

Aldous Huxley’in bir zamanlar gerçekleşmesinden korktuğu şey, kültürün yapısal bir değişime uğradığı muazzam bir gösteri sahnesinde bireylerin artık sunulan dünyanın doğal görünmesini hoş karşılaşmasıdır. Bu durum, ‘Postmansal’ bir deyişle, toplumsal ve entelektüel evrenin arka planındaki radyasyon sonucu gelişen bir kalıntıdır. Debord ise tüketilebilir sahte-döngüsel zamanı, “gösteri” zamanı olarak ifade eder (Debord, 1996: 177). “İnsanın neredeyse sonsuz olan eğlenme açlığı”, enformasyon yağmuruna tutulan bireyin, Orwellian kontrolün totaliter kehanetlerini aşarak önemsiz şeylerle ömür tüketen bir kültüre dönüşmesine yol açmaktadır. Orwell, ‘Öldüren Eğlence’de sunulduğu üzere (Postman, 1994: 8), enformasyonsuz bırakılmaktan korkmaktaydı. Huxley ise, yoğun akışın içinde bireylerin pasifize edileceğini öngörüyordu. Bu değişen ve gelişen teknoloji ağı içerisinde, birey her yönden bilgi topuna tutulmuş durumdadır. Sosyal platformların olanca hızlı akışı, sürekli gündemi değiştirirken, anlık ve kısa hazırlanan içerikle insanları oyalamayı sürdürmektedir.

Karl Marx’ın Alman İdeolojisi’ndeki retorik bir dille sorduğu soru, meselenin özünü yansıtmaktadır: “Matbaanın, hatta baskı makinelerinin olduğu bir çağda İlyada mümkün müdür?” Matbaanın doğuşunun, birlikte şarkı söylemeyi, hikâye anlatmayı ya da derin düşünmenin geçerliliğini yitirmesini kaçınılmaz hale getireceğini belirten Marx’ın sorusunu, “sosyal medya çağı”nda yeniden düşündüğümüzde ortaya neler çıkacağını kestirmek güç değil.

İşte böyle bir ortamda, çalışma, yeni düşüncesel pencereler açmasını beklenen ve kitle kültürü çağında belirsiz bir okura bir sunulmaktadır. Yetmişli yılların sonundan itibaren dünyayı kasıp kavuran Punk müziği etiği gibi biraz da: “Do it Yourself! (Kendin yap)”. Walter Benjamin’in kendine yazılar yazdığı Pasajlar‘daki gibi ya da Andy Warhol’un kendi için oluşturduğu ezgileri anımsatırcasına…

[1] Guy Standing, (2014). “Prekarya Yeni Tehlikeli Sınıf”. İletişim Yayınları, Çev. Ergin Bulut.

[2] Guy Debord, (1996). “Gösteri Toplumu”. Ayrıntı Yayınları, Çev. Ayşen Ekmekçi, Okşan Taşkent.

CategoriesMedya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.