Kategori: Sinema

Benim Coutinho’larım

“Görsel olarak bir dünya kurup onu araştırmak… Ve bu dünya mümkün olduğunca az ‘anlatısal’, ‘dramatik’ olmalı… Mümkün olduğunca ‘olduğu gibi’ olmalı”. (Ulus Baker) 0. Josafá Veloso’nun ‘Coutinho Ziyafeti’ [Banquete Coutinho] adlı belgeseli, usta yönetmen Eduardo Coutinho’nun (1933-2014) portresini yansıtıyor. Bunu yaparken, Coutinho elinden düşürmediği sigarasıyla, entelektüel bir sohbete davet ediyor. […]

okumaya devam et

Aktüaliteye başkaldırı: “Michelangelo Antonioni”

 “Bütün sanat dallarında olduğu gibi, sinema ilkeleri açısından da bir tek seçenek vardır. O da, Camus’nün dediği gibi, sanatçının aktüaliteye başkaldırısıdır”.[1] Sinemasız bir dünyada yaşasaydı, yapacağı şey yine “sinema” olurdu Michelangelo Antonioni’nin… Yüzyıllardır doğal dünyadaki düzenden kaynaklanan mevcut sanat formundan kaçınıp, kendi sanatı yenileyen Antonioni, en çok kafa yorduğu ve […]

okumaya devam et

Yarım kalan hayat: Ahmet Uluçay

Meksikalı yazar, şair ve diplomat Octavio Paz,  hayal etmenin gücünü “zincire vurulmak” metaforuyla sayfalarına kazır: “Zincire vurulmuş bir adamın, dünyayı parçalayacak gücü kazanması için gözlerini kapaması yeter”.[1] Yaşadığı köyünde hayal dünyasını kamerasıyla bizlere aktaran Ahmet Uluçay’ın dışavurumu, içinde yaşadığı Tepecik köyünden başlayarak büyük bir sabırla sarmaladığı hoşgörüyle eylemleşiyordu. Düşler ve […]

okumaya devam et

Sonsuzluk ve bir gün: Aidiyet’in izdüşümleri…

“Yaşam bir düşAma ben film gibi hatırlıyorum”(Laurie Anderson, Stories from the Nerve Bible) Bergman, çoktan silinmiş duyguların içine sızmaya çalıştığını söylediği anlatısı Büyülü Fener’de bir öğleden sonra prova bitince tahta bir iskemlede oturup kalan vasat bir ihtiyarın, sahne talimatlarını geçirdiği sırada kendisine şöyle seslendiğini aktarır: “Tuhaf bir meslek seçtiniz, Bay […]

okumaya devam et

Beyaz Perdede Gözetim: Arka Pencere

Uzun yıllar boyunca, gözetim üzerine akademik çalışmalar, farklı izleme uygulamaları ile ilgili sorunların tanımlanması, açıklanması ve analiz edilmesiyle ilgilenmektedir. Bakış açısına ilişkin hayranlık, psikoloji literatüründen skopofili (bakmanın keyfi) kavramıyla başka bir seviyeye taşınır. Skopofili, röntgenciliğe [voyeurism] (diğer insanlara bakma arzusu) ve teşhirciliğe [exhibitionism] (kendini başkalarına maruz bırakma arzusu) ayrılabilir ve […]

okumaya devam et

Bir Kültürün Topolojisi: ‘Ultras’ Filmine Eleştirel Bakış

“Matbaa gibi televizyon da her şeyden önce bir retorik felsefesidir” diyordu iletişim kuramcısı Postman (1994: 28), epistemolojik olarak medya eleştirisinde… Günümüz yeni iletişim teknolojileri, Postman’ın televizyon göndermesine paralel bir şekilde, kendisini önemli kültürel konuşmaların taşıyıcısı olarak sunduğu zaman tehlikeli bir hale bürünür. Özellikle McLuhan’ın küresel köy olarak gördüğü evrenin başat […]

okumaya devam et

Sinema Kitaplığı: “Federico Fellini Sineması”

“Ben dürüst bir yalancıyım. Aynı öyküyü aynı biçimde anlatmadığım için insanlar beni hep kınamıştır. Oysa bunun nedeni bütün öyküyü tepeden tırnağa benim uydurmuş olmamdır; ayrıca kendimi yineleyip durmak bana sıkıcı geliyor ve başkalarına kabalık ettiğimi düşündürüyor” — Federico Fellini[1] 1992 yılında orijinal basımı yapılan ve Türkçe’ye 2016 yılında Nilgün Şarman […]

okumaya devam et

Tüketim kültürüne karşı kişisel bir deneyim: Eraserhead

“Sinemayı yapan biz değiliz, bize kötü bir film gibi görünen dünyadır.” (Gilles Deleuze, Cinema 2: The Time Image, 2009: 166) Gerçeküstücülük kıskacında başkaldırmanın estetize edilmesi ve bilinçdışının hazzını sinema sanatı ile buluşturan Luis Buñuel, David Lynch‘i etkileyen en büyük yönetmenlerdendir. Lynch’in uzun metrajlı ilk film denemesi Eraserhead (1977), Buñuel’den izler […]

okumaya devam et