Altkültürün ikonik yayınları: Fanzinler

1991 yılının Mayıs ayında, Esat C. Başak’ın öncülüğüyle Yeniköy’de hayata geçen Mondo Trasho; Naki Tez, Yahya Madra, 2/5 BZ (Serhat Köksal) ve Murat Ertel’li kadrosuyla o dönem Türkiye’de bir ilke imza atarak fanzin furyasını başlatmış ve kendinden sonra birçok fanzine de ilham kaynağı olmuştur.

David Armstrong (1981)ve John Downing (1984) tarafından ele alınan çalışmalar, azami ölçüde zor anlaşıldığı açık olan “alternatif medya” dünyasını anlamaya yönelik yapılan ilk incelemelerdir (Atkinson, 2015, s. 41). Berkley Barb’ın editörü olan Armstrong, alternatif medyanın toplumsal hareketlerdeki rolünü inceleyerek, “bağımsız muhalif basın”ın toplumsal hareketler için bir tür megafon olma rolünü kronik olarak kaydetmiştir. Downing ise alternatif medyanın içerik profilini oluşturduğu “Radikal Medya” (1984) kitabını 2001 yılında iktidar ve hegemonya teorilerini birleştirerek genişletmiştir. İlk araştırmalar, ana akım medyaya bir alternatif sunan bağımsız yayınların sabit bir resmini ortaya koyarken medya araştırmacıları sık sık konuya geri dönerek ek faktörler ortaya koymuşlardır. Bu araştırmacılardan Atton (2002), alternatif medyanın, Jurgen Habermas’ın (1974; 1989) ortaya koyduğu kamusal ve özel alan olarak nitelendirdiği yerlerde üretilmediğine dikkat çekmektedir.

Alternatif medyaya has bir duruşla “medya yapma” eylemini gerçekleştiren “fanzinler,” İngilizce ‘fanatic’ ve ‘magazine’ kelimelerinin kısaltmasıyla oluşan, profesyonel baskı ve yayın tekniklerine alternatif olarak fotokopi makineleri ile çoğaltılan baskı materyaldir. 1991 yılının Mayıs ayında, Esat C. Başak’ın öncülüğüyle Yeniköy’de hayata geçen Mondo Trasho; Naki Tez, Yahya Madra, 2/5 BZ (Serhat Köksal) ve Murat Ertel’li kadrosuyla o dönem Türkiye’de bir ilke imza atarak fanzin furyasını başlatmış ve kendinden sonra birçok fanzine de ilham kaynağı olmuştur. Bu fanzinlerden biri olarak gösterilebilecek ‘Dog Juice’; sinema, müzik, edebiyat, sosyoloji ve iletişim gibi birçok disiplini bir araya getirerek tasarım anlamında genel estetik pratiklerinden uzaklaşmaya çalışan bir yayın olarak dikkat çekmektedir. Herhangi bir ismin ya da editoryal künyenin kullanılmadığı fanzin, alternatif medya dağıtım ağına sadık kalarak yaklaşık bin kopya çoğaltılmıştır.

İletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi, yeni sanat formlarını yükselişe geçirirken, sosyal ağların da yaygın kullanımı yeni kitlesel medya pratiklerini doğurmaktadır. Sosyal medya platformlarının bir yönüyle kısa, dinamik ve etkileşimi artırıcı paylaşımlara yön verici özelliği ile uzun okuma alışkanlarını yıkıma uğrattığı bir çağda, fanzinlerin varlığını talihsizlik ve melankoliyle özdeşleştirmek, ortaya konulan sanatsal çaba ile uyumlu olmayacaktır.

Walter Benjamin kendi zevki için yazmakta olduğu “Pasajlar” için Ulusal Kütüphane’de saatler geçirmesine rağmen entelektüel üretimini Berlin ve Paris’teki müdavimi olduğu kafelerde gerçekleştirdiğini söylemektedir. Diğer bir deyişle “Flanör” Benjamin, zamanın ötesinde duruşuyla ‘coffee house’larda çalışanların öncüllerinden biri gibi duruyor. Kadıköy’de bir kafenin bahçesinde, ellerinde Paul Klee’nin bir tablosunun isminden esinlenilen “Angelus Novus (Yeni Melek)” dergisinden editör makalesi bulunan iki -genç sayılabilecek- adam, Benjamin’in “bir derginin işi, çağın ruhunu beyan etmektir” diye başlayan yazısını okuduktan sonra, yeni bir fanzin çalışması içine girmeye karar verirler. Oğuzhan Bircan ve Hüseyin Serbes’in girişimleri sekteye uğrasa da, fanzinin ismi ve çalışmanın kimlere adanacağı bellidir. O sıralar müzik üreten ikili, yaptıkları müziğe bir bakıma ‘ucuz sanat’ diye tercüme edilebilecek “Dog Juice” ismini verdiklerinden, fanzinde de aynı ismi kullanacaklarını belirtirler. Fanzin, o sıralar OM Yayınevi’nden çıkmış bir kitabın yazarı olan Hakan Günday‘a ithaf edilir. Günday’ın, hayranı olduğu yazar Louis-Ferdinand Céline‘in en sevdiği kitabından alıntılarla kendi kitabına yamalar yaptığını öne sürerek aynı metodu kendi fanzinlerinde de yapmak istediklerini açıklarlar. Sonraki yıllarda Bircan’ın yaşadığı şehri terk etmesiyle beraber tek kalan Serbes, on dört yıl gecikmeli de olsa fanzini yayınlamaya karar verir ve bu kez öğrenim gördüğü lisansüstü derslerden etkilendiği Duchamp’a da ‘editoryal kaygı’ başlığı altında yer verir.

Çalışma, içeriği ile olduğu kadar görsel tasarımı ile de dikkat çeker. Geleneksel medyada yer bulunmayanları konu edinen fanzinler yarattığı kültürle de ana akım medyada yer bulmaya devam ederler. Bu bağlamda, Dog Juice kısa sürede Esquire, Radikal, Hürriyet, Birgün, Gazete Kadıköy gibi ana akım medyada yer bulur.

Mondo Trasho’nun kapağında birinci sayısında yer verilen David Lynch’in kendi babalık korkularından ilham alarak çektiğini dile getirdiği Eraserhead filminden bir sahne, Dog Juice’un ilerleyen sayfalarında da kendine yer bulur. Deforme olmuş şekilde doğmuş çocuğuna bakmayı reddeden bir adamın hikâyesini anlatan film, Amerika’nın endüstriyel binaları arasında sıkışan bireyin korkusunu da konu edinir. Foucault terminolojisinde ‘heterotopya’ olarak adlandırılan, bir tek gerçek mekânda birden fazla zaman ve mekân barındıran sahneler, sayfada kendine has bir üslupla incelenir.

Danimarka sinemasının tanıtıldığı sayfada kullanılan dil, sansürsüz bir şekilde kullanılan fanzin dilini yansıtır. Altmışların mutlu New York’unda “değerlere toptan saldırı” gibi laflara yayılan ünleriyle Velvet Underground grubuna Lou Reed görseli eşlik eder. Fanzinin sonraki sayfasında doksanlı yıllardaki fanzin sayfalarında görülebilecek ender bir röportaj yer alır. İstismar sinemasının adından söz ettiren yönetmeni Abel Ferrara, ‘İstancool’ kapsamında İstanbul’a gelir ve tuvalete gittiği sırada karşısına dikilen adamın elindeki fanzini görünce “underground” bir söyleşi gerçekleşir. Amerika’da punk rock yapan Pakistan menşeili bir oluşum ‘The Kominas’ ayrıntılı bir şekilde mercek altına alınır. İmajlar, fotokopinin de verdiği incelikle sayfalarda yer alır. Beat kuşağının önemli şairlerinden Gary Snyder‘in bir şiiri Türkçe’ye tercüme edilmeye çalışılır. Tarkovski’nin ‘Nostalji’ filminde geçen “şiir tercüme edilemez, bütün sanat gibi…” sözleri bu seferlik rafa kaldırılır. Fanzinin ilerleyen sayfalarında Irvine Welsh‘e rastlanır. Türkçe’de ilk kez okunabilecek bu metinde Welsh, dijital dünya ve yaratıcılık bağlamında bir metinle fanzine katkıda bulunur. “Cut up” yöntemine benzer bir tasarımla Bad Religion’a ait True North albümünü tanıtan bir yazı, okurla buluşur. Dr. Gregory Walter Graffin’in güçlü felsefesini ve gürültü estetiğini birleştiren hikâye, fanzinde görsel bir şölenle anlatılır. Güney Londra’da “Alien Kulture” adıyla punk yapmaya çalışan göçmen ailelerin çocuklarının tanıtıldığı yazı, alternatif müzik ortamının küresel bir tanıtımı niteliği taşır. Punk afişleri arşivi, Bryan Ray Turcotte’un satırları ile buluşur.

Fanzinde birkaç kitap alıntısı da tanıtımı ile yer bulur. Meydanlardaki açık idam günlerinden Viktorya tarzı ucuz korku kitaplarına, savaş öncesi Hollywood westernlerinden mafya ve korku filmlerine kadar, şiddet ve ölümü Debord’un deyimiyle “gösteri”ye dönüştüren bireyin duyduğu heyecanın “cool” bir şekilde sunulduğu “Cool Bir Tavrın Anatomisi”, Cioran’ın yazdığı “Çürümenin Kitabı” ve Romain Gary’nin “Onca Yoksulluk Varken” kitapları okura kendi ekseninde tavsiye edilir. Jim Jarmusch ve Bertholt Brecht görselleri, fanzine has bir çalışma ve alıntı ile sunulur. Tasarımdaki halftone pattern detayları ve metinlerde kullanılan font seçimleri Mondo Trasho, Eblek Hardcore ve Spastik Eroll gibi Türkiye’nin ilk dönem fanzinleri ile benzerlik gösterir.

Sanat disiplinlerine duyulan ilginin sunumu, temsil ve anlatılanların yorumlanmasından çok; teknoloji, imge ve beden arasında gerçekleşen çok katmanlı kesişimlerin yarattığı algı sürecinin eleştirel bir gözle analiz edilmesine dayanır. Kang bu kesişimi, Benjamin’in dilinden şöyle özetler: “Yarattığı şok etkisi gereği, alımladığı form, sanatın kendisinden önce gelir. Bu hususun, Yunanların estetik adını verdiği algı teorisi açısından en temel meseleyi oluşturduğunu buradan da anlayabiliriz” (SW3, 120).

Dog Juice”, medya teknolojilerinin böylesine arttığı bir evrede, ana akım medyayı yine geleneksel medya olanaklarıyla yıkıma uğratan; yabancılaşmış ve parçalanmış insan duyularını kendi oluşturduğu algı çerçevesinde geri kazanmaya çalışan bir yayın yapmaktadır. İletişim teknolojilerinin kendine has bir deneyimle harmanladığı bu “kendi-yapı”, antropolojik bir düşünce yapısıyla birçok disipline ev sahipliği yapmaktadır. Enformasyon akışının hızla salgılandığı dijital teknoloji çağında, bireyin algı ve yetileri doğrultusunda söylemek istediği sözler, tam da fanzinsel bir metaforla aperiyodik bir şekilde yayınlanan bu eserle zihinleri meşgul edecektir. Zira, Barthes’in “mitler” çalışması örneğinden hareketle, alt-kültür de kendi ideolojisinin oluşturduğu yayınları ‘göstergeler’ aracılığıyla yeniden üretmeyi sürdürecektir.

Prekarya Dijital Dergi’de yayınlanmıştır.

CategoriesAltkültür Medya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.